Kahvelerin Efendisi

Yazar Tebrikler Erdiniz. 26/04/2017 0 Yorum(lar)

Duyduk duymadık demeyin blogger olmadım demeyin!Modern çağın değişen koşullarında artık hızlı yaşa, öz-çek modasına ben de uyayım dedim. İşte ilk paylaşımımla sizleri başbaşa bırakıyorum.

Keşke TDK şu ‘’Blog’’, ‘’Blogger’’ kelimelerine Türkçe bir karşılık bulsa da onu kullansak.  Bence kelimelerin ne anlama geldiği ve kökenini de bilmek lazım cancağızlarım. Yoksa ağzına geleni konuşmak ayıp, ağza pelesenk olmuşu bilmemek ayıp değil mi yahu! 

İlk yazımda biraz etimoloji yani ‘sözcük kökeni’ üzerinde duracağım. Malum güneş doğudan bilim batıdan hesabı bütün bilimsel kelimeler ya Antik Yunanca’dan ya da Latince’den. Demeyelim neden bizden değil mesele beynelminel ortak bir dilde arayı bulmak. Şimdi elin Fransızı başka Hintlisi başka dese ooo bir dolu kargaşa. Maksat kimsenin kalbi kırılmasın, yaygara çıkmasın diye ya Hakkın rahmetine kavuşmuş ölü diller ya da sözde ‘ilk modern medeniyet dili’nde karar kılınmış anlaşılan. Latin diyince akla ilk Jennifer Lopez kalçası gelse de aslında bilinen en Latin kişi ‘Julius Caesar’ beyefendidir locadan. Eee Sezar’ın hakkı Sezar’a! 

Neyse İlk kökenini merak ettiğimiz kelime ‘kahve’ hani şu;

‘’Kahve Yemen'den gelir,

Bülbül çemenden gelir,

Ak topuk beyaz gerdan,

Her gün seyrandan gelir.’’

Dizeleriyle bildiğimiz anomim türkümüzden yola çıkarsak kahvenin anavatanı ‘’Habeşistan’’ namıdiğer ‘’Etiyopya’’dır. Hatta rivayet o’dur ki Peygamber Süleyman bir gün Yemenlilerin sebebi bilinmeyen hastalıktan kırıldığını görünce başmelek Cebrail’den yardım ister, o da nebiye kahveyi sunar herkes bomba gibi olur. Araplar başta pek bilmez bu kökboyasıgiller (Rubiaceae) familyası üyesi bitkiyi. Araplar tarafından ‘’Kaffa’’ olarak anılır habeş usülü pişirilir ta ki Yemenli sufilerin kavurarak pişirmesine kadar. Ee neden türkülerde Yemen’den geliyor kapiş. Bir diğer görüşe göre kelimenin kökeni ‘Kuvva’’ yani Türkçeye de geçen kuvvet, güç anlamından türediği yönündedir. Hani şöyle sert bir double espressoyla aman sabahlar olmasın dipçikliği bu anlamın hakkını veriyor. 

Türklerle İtalyanlara Fransıza derken, Viyana kapılarına ve nihayet Yeni Dünya’ya olmuş kahvenin göçü. Kahvehane diyince aklımıza hemen bıyıklı amca, dayıların tavla oynayıp çay hüpletmesi gelmesin hemen.  İlk kahve kültürünü ve içilen mekanını geliştiren ve yaygınlaştıranların bizler olduğunu de es geçmek olmaz. Ortadoğudan alıp batıya verdiğimiz ‘’kahve’’ kelimesi batılıların biraz muhacır ağzından kaynaklı ka-ve okunuşu e malum Alaman-Avurturyalıların ‘v’ harfini ‘f’ sesiyle okumalarından değişmiş olabilir. Batı dillerinde ‘k’ sesini kullanan alaman tayfası ve ağzında tereyağ yuvarlarcasına konuşan Fransız leydileri ve İtalyan Venedik tacirleri ile kelime café, caffe, koffie, coffee, koffie, Kaffee şekillerine dönüşmüş.

Nobel ödüllü Bob Dylan’dan gelsin o zaman.

One more cup of coffee for the road

 One more cup of coffee 'fore I go 

To the valley below…

Paşa torunuyumdan Starbucks çocuğuyuz’a evrilen kahvenin bizdeki geçmişi bir yana, artık kahve  sadece kuvvet, keyif veren kafein yüklü bir içecek değil artık bir mania, takıntı, bağımlılık ve aşk. Çikolatanın en yakın dostu, uykunun düşmanı. 

Dünyanın en önemli tarımsal icadı! İster alaturka ister alafranga pişirme versiyonları olsun. Sade, orta, şekerli sütlü sütsüz farketmez kahveniz her zaman en aromalı, en köpüklü, en tazesinden olsun. Kahve içince kararan, çok içerse selülit sahibi olanlara da selam olsun!

 

Kaynak: Coffee and Turkish Coffee Culture, Saime Küçükkömürler and Leyla Özgen

Department of Food and Nutrition Education, Gazi University, Besevler, Ankara,Turkey 2009